Tuvaletlerde abdest alırdım...

Tuvaletlerde abdest alırdım...

Yeşilçam'ın usta sanatçısı Münir Özkul, kamera arkasında bilinmeyen hayatını ve İslamı arayışını 1986 yılında Vehbi Vakkasoğluna verdiği röportajında tüm samimiyetiyle anlatıyor.

Editor: Recep KARACA
07 Ocak 2018 - 22:14

Sayısız filmlere imza atan, onlarca ismi oyuncu olarak yetiştiren Münir Özkul, kamera arkasındaki bilinmeyen hayatını, 1986 yılının Haziran ayında Zafer Dergisi’nde yayınlanan röportajında kendi deyimiyle inkar ve karanlıktan nasıl çıktığını ve Allah inancına nasıl eriştiğini tüm samimiyetiyle anlatıyor.

Vehbi Vakkasoğlu'nun, geçirdiği değişimi, değişim isteğini ve bunu gerektiren bunalımlarını sorduğu Özkul, huzursuzluğunu, inançsızlıkla bağdaştırıyor.

O zamanlar inanacak hiçbir şeyi olmadığını söyleyen Özkul, "Ben o zamanlar bugün inandığım şeyleri inkar etmek istiyordum. O zamanlar bize -Müsbet kafalı olun. Görmediğiniz şeylere inanmayın. Herkesin kafası ve bilinci var. Bunun için de anlamadığınız şeye inanmayın.- şeklinde telkinler veriliyordu.

Özkul sözlerini şöyle sürdürüyor;

"Bizim kafamıza sokulan temel fikir şöyle oldu: Dindarlık ve inanç sahibi olmak gericiliktir. İnançsızlık ise ilericiliktir. Bu da ne demektir pek derinlemesine anlamamıştık ama içimizde beliren sonuç yorum oldu. Bunun tesiriyle hepimiz yavaş yavaş o yönde ve anlayışta yetiştik. Ve ben Küçük Sahne’de tiyatro oyuncusu iken, bilinçli olarak “hiçbir şeye inanmıyorum” dedim. Ve böyle demeyi de, babamı geçmek zannettim. Somut olarak bunu buldum."

"Tuvaletlerde abdest alırdım, içimden ta derinden "Allah!" diye bir ses gelir ve ben zorlandığım o oyunu alır götürürdüm"

"Ancak, 40 sene de geçse, insan aslına dönüyor." diyen usta sanatçı, "Mesela hiç unutmam, inkara düşmeden önce Küçük Sahne’nin tuvaletlerinde yüzüme gözüme, elbiseme üç kere sular sıçratarak sözümona abdest alırdım. Bilhassa zor oyunlarda, sıkıştığım sırada nefesim kesilip tâkatım kalmadığı zamanlarda, içimden, ta derinlerden “Allllahhh!” diye bir ses gelir de ben oyunu alıp götürürdüm…Hatta bunlara benzer şeyler, daha sonra inkar ettiğim zamanlarda da oldu. Neyi inkar ediyorsun zaten… İşte, saçmalık ve çocukça bir kafa." sözleriyle içindeki arayıştan bahsediyor.

Yeşilçam sanatçısı Münir Özkul, o dönemlerden sonrasını bir karanlık olarak nitelendiriyor.

"Her şey bırakmak ve sadece ibadet yapmak istiyorum"

Hiçbir ışık ve ümidin olmadığı, içkilerle ve bunalımlarla geçen zamanlarında ne şöhretin, ne paranın ne de diğer zevklerin hiçbirinin ona tat vermediğini söylüyor Özkul. Yaşadığı müthiş boşluk hissi ile eski yola dönmek istediğinde, rüyalar gördüğünü anlatıyor röportajında.

Özkul, "Şimdi ise, aşrı bir şekilde dine hatta şekle dönmek geliyor içimden….Çünkü her şeye rağmen bu yaşımda, o kadar kimsenin yapmayacağı dozda her zehirli şeyi kullandığım halde, vücuduma bir şey olamaması, hala sağlam oluşu, Allah’ın bir lütfu gibi geliyor bana. Artık O’nun yolundayım, bir sene bu mesleği, her şey bırakmak ve sadece ibadet yapmak istiyorum. Diyecekler ki benim için: “Biliyor musunuz, Münir gene oynatmış falan filan…” Anlayacağınız çevremden çekiniyorum. Desinler. Ben on küsur defa tımarhaneye girdim. Bunlar çok söylendi benim için. Korkunç bir raporumun da olduğunu söylemek istiyorum. Gerçi Ramazan’daki mübarek günlerden sonra bir sene inşallah, sadece düşünmek ve ibadet etmek ve çok mecbur olmadıkça çalışmamak istiyorum."

"Allah inancını içinde hissettiğim zaman sonsuz bir huzurla beraber, sonsuz bir güç buluyorum"

Bütün hayatı boyunca aradığı şeyi İslam'da bulduğunu söyleyen usta sanatçı şu şekilde devam ediyor:

"Bir de şundan korkuyorum. İçki dedim, sonuna kadar gittim, tadını kaçırdım. Tiyatro dedim o da öyle… Şimdi de Allah diyorum. Benim için, bunun da sonuna kadar olmaması imkânsız. Acaba o zaman ne yaparım. Bunda da aşırı gidip sapıkça şeyler yaparım diye korkuyorum. Bu de beni biraz frenliyor. Ancak, o duyguyu, Allah inancını içinde hissettiğim zaman sonsuz bir huzurla beraber, sonsuz bir güç buluyorum. Bunların neticesi olarak da tarifsiz bir güven duygusu içimi kaplıyor. Aslında benim bütün hayatım boyunca daima aradığım şey bu imiş.. Anlatamam nasıl bir zevk veren duylar bunlar… Bunları da eşimle beraber konuşuyoruz ve buluyoruz. Bu yolda onun büyük yardımlarını desteğini ve teşviğini gördüğümü söylemeliyim."

"Secde sırasında insanda bir teslimiyet oluyor"

30 sene evvel geçirdiği krizler ve sarsıntılar sonucu Allah'a ihtiyaç duyarak Merkezefendi Dergahı'na gittiğini belirten Özkul, "O zaman 86 yaşındaki Merkezefendi’nin Şeyhi Nurullah Bey, geçen gün yine ziyaret ettim, meğer 100 yaşında vefat etmiş. Nurullah Efendi, bana “gel bu Cuma vaazımı dinle. Senden de bahsedeceğim” dedi. Gerçekten de benden bahsetti. Şöyle dedi: Öyle insanlar vardır ki, dünyanın makbul sayılan bütün nimetleri içinde yüzerken yine de tatmin olmuyorlar, başka bir gerçek arıyorlar ve Yüce bir güce sığınmak istiyorlar."

 Özkul sözlerini şöyle sürdürüyor:

“Secde sırasında, başımı eğince galiba kan da başa geliyor, ve insanda bir küçülme, bir teslimiyet, bir mahviyet doğuyor… Bu bakımdan ben de secdeyi çok seviyorum.” diyor.

Bu haber 2856 defa okunmuştur.

YORUMLAR

  • 0 Yorum
Henüz Yorum Eklenmemiştir.İlk yorum yapan siz olun..
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR x
Bu Yıl Raylara İnecek Milli Hızlı Trenimizin Özellikleri
Bu Yıl Raylara İnecek Milli Hızlı Trenimizin Özellikleri
Mahşerin Dört Atlısı veya Tanrıyı Kıyamete Zorlamak
Mahşerin Dört Atlısı veya Tanrıyı Kıyamete Zorlamak