ALLAH DUALARA NASIL İCABET EDER?
Doc. Dr. Soner DUMAN

Doc. Dr. Soner DUMAN

  • Instagram

ALLAH DUALARA NASIL İCABET EDER?

27 Mayıs 2019 - 07:09

Bir takipçimden şöyle bir soru aldım: “Dua hakkında sıklıkla şöyle bir söz işitiyoruz: Allah, kabul etmeyeceği duayı kuluna ettirmez. Bu söz ne kadar doğru?”. Bu soruda yer alan görüş zaman zaman “Allah vermek istemeseydi istemeyi vermezdi” şeklinde de ifade ediliyor. Aşağıda kısaca buna temas edeceğim.

Bu soruda dile getirilen meseleyi doğru anlayabilmek için iki şeyi birbirinden ayırt etmemiz gerekiyor: “Duaya İcabet etmek” ve “duayı kabul etmek”. Duaya icabet etmek demek, Cenab-ı Hakk’ın yapılan daveti görmezden gelmemesi, ona mutlaka dikkate alması ve bir cevap vermesi anlamına gelir. Duayı kabul etmek ise dua eden kimsenin istediği şey ne ise aynen kendisine vermesidir.

Cenab-ı Hak, gaflet söz konusu olmaksızın samimi bir şekilde yapılan her duaya icabet eder. Nitekim bu husus Kur’an’da şu şekilde vurgulanır:

“Kullarım sana, beni sorduğunda (bilsinler ki): Ben çok yakınım. Bana dua ettiği vakit dua edenin duasına icabet ederim. O halde (kullarım da) benim davetime uysunlar ve bana inansınlar ki doğru yolu bulalar.” (Bakara, 186)

“Rabbiniz şöyle buyurdu: Bana dua edin, icabet edeyim.” (Mümin, 60)

Allah’ın duaya icabet etmesinin şartı bu duayı yapan kişinin dua ederken dua ettiği şeye odaklanması, gaflete düşmemesi, kalbinde başka düşünceler taşımamasıdır. Bu hususu Allah Resûlü (s.a.v.) şöyle ifade etmiştir:

“Dua ettiğinizde Allah’ın sizin duanıza mutlaka cevap vereceğine kesin olarak inanarak dua edin. Bilin ki Allah gaflet ile başka şeylerle oyalanarak dua eden kalp sahibinin duasına icabet etmez.” (Tirmizî, Deâvât, 66)

Şimdiye kadar anlattıklarımızdan şunu anladık: Gafletle, ciddiyetsizce, kalbinde başka düşünceler taşıyarak yarım ağızla yapılan duaya Rabbimiz icabet etmez ama samimi bir şekilde, ciddi olarak yapılan “her duaya” Allah icabet eder. Peki bu ne anlama gelir? Bu şekilde yapılan dualarda her isteyenin isteğini ona verir mi? Hayır! İşte burada “kabul” ile “icabet” arasındaki fark devreye giriyor. Rabbimizin duaya icabet etmesi demek, istediğimiz şeyi aynen vermesi anlamına gelmiyor. Bunu da Allah Resûlü (s.a.v.) bir başka sözünde şu şekilde izah ediyor:

“İçinde günah veya akrabalar ile bağlantıyı kesme olmayan bir şekilde dua eden her Müslümanın duasına Allah mutlaka şu üç şeyden birini verir:
1. Ya dua ettiği şeyi aynen verir.
2. Ya dua ettiği şeyin mislince bir kötülüğü ondan uzaklaştırır.
3. Ya da dua ettiği şey mislince ecir ve sevabı onun için âhirete saklar.”

Bunun üzerine ashab-ı kiram şöyle dedi: “O zaman biz çokça dua ederiz ey Allah’ın Resûlü”.

Allah Resûlü de “[Siz ne kadar çok dua ederseniz] Allah da sizden daha çok verir.”

(Hâkim, Müstedrek, I, 670, 1816 no’lu rivayet)

Bu hadisten anlıyoruz ki gafletten uzak, samimiyet içinde yapılan ve içinde bir günahın yer almadığı, akrabalık bağlarını zedeleme gibi hususların yer almadığı her dua mutlaka üç şekilden biri ile karşılık görmektedir:

1. Rabbimiz bize istediğimizi aynen verir. Bu durumda bize düşen şükretmek, bunun Rabbimizin bir lütfu olduğunu kabul etmektir. Nice insan dua eder, dua ettiği şeyi elde edince bunu Allah’tan başka şartlara bağlar, Mesela bir yakını ameliyata girecek olan kişi onun sağ-salim çıkması için dua eder. Yakını kurtulunca bu defa “doktor ne kadar da işinin ustasıymış” der. Bindiği uçak düşme tehlikesi geçirir, kurtulmak için dua eder. Uçak piste inince “pilota helal olsun, çok iyi indirdi” der. Rabbine şükretmeyi bırakıp nankörlük eder. Nitekim Rabbimiz bu hususu kitabında şu şekilde belirtmektedir:

“De ki: Karanın ve denizin karanlıklarından (tehlikelerinden) sizi kim kurtarır ki? (O zaman) O'na gizli gizli yalvararak "Eğer bizi bundan kurtarırsan andolsun şükredenlerden olacağız" diye dua edersiniz.. De ki: Ondan ve bütün sıkıntılardan sizi Allah kurtarır. Sonra siz yine O'na ortak koşarsınız.” (En’am, 63-64)

Dua ettiği konuda Rabbinin kendisine verdiğini şükranla karşılayanlara Allah nimetlerini daha da arttır. Nankörlük edenlere ise bu verdiği şey bir hayır getirmez, tersine azap sebebi bile olabilir. Nitekim bu konuda da Rabbimiz şöyle buyurur:

“Eğer şükrederseniz, elbette size (nimetimi) artıracağım ve eğer nankörlük ederseniz hiç şüphesiz azabım çok şiddetlidir!" (İbrahim, 7)

2. Rabbimiz, yaptığımız duada istediğimiz şeyi vermez ama bu dua sebebiyle, istediğimiz şeye denk olan bir kötülüğü bizden uzaklaştırır. Mesela biz bir araba almayı nasip etmesi için Rabbimize dua ederiz, o bizim araba almamızı takdir etmez. Ancak belki de o arabayı almış olsak kaza yapacağımızı ve ömür boyu kendimizin veya arabada bulunan bir yakınımızın felçli, sakat bir hayat geçireceğini bildiğinden bu kötülüğü bizden uzak tutar.

Biz bir kimse ile evlenmek isteriz, bunun olması için dua ederiz. Ancak belki de o kişi ile evlendiğimiz takdirde ömür boyu mutsuz, sıkıntılı, stres içinde bir hayat yaşayacağımızı, belki de kavga ve cinayetlerin söz konusu olabileceğini Rabbimiz bildiğinden onu bizden uzaklaştırır.

Bizler hakkımızda neyin hayırlı neyin şerli olacağını bilmediğimizden kendi bilgi ve anlayışımıza göre taleplerde bulunuruz. Allah ise gaybı bilendir. Neyin bizim için hayırlı neyin şerli olduğunu bizden iyi bilir. Bu konuda Rabbimiz şöyle buyurur:

“Hoşunuza gitmediği halde savaş size farz kılındı. Sizin için daha hayırlı olduğu halde bir şeyi sevmemeniz mümkündür. Sizin için daha kötü olduğu halde bir şeyi sevmeniz de mümkündür. Allah bilir, siz bilmezsiniz.” (Bakara, 216)

3. Allah bazen de duamıza karşılık olarak dünyada bir şey vermez ancak yaptığımız dua mislince sevabı âhirette amel defterimize kaydeder. Böylece âhirete gittiğimizde defterlerimizde yaptığımız ancak dünyada bir karşılık alamadığımız duaların sevaplarını buluruz. Sevaba en çok ihtiyaç duyduğumuz anda belki de en çok sevineceğimiz şeylerden birisi de bu sevaplardır.

Bütün bu açıklamalardan sonra tekrar konunun başındaki soruya gelelim:

“Allah bize bir konuda dua ettiriyorsa mutlaka o şeyi bize verecektir” düşüncesi kesinlikle doğru değildir. Allah Resûlü’nün bile kabul olmayan duaları vardır. Bu konuda kendisi şöyle buyurur:

“Rabbimden üç şey istedim. İkisini bana verdi, birini vermedi. Rabbimden ümmetimi kıtlıkla helak etmemesini talep ettim, bunu bana verdi. Ondan ümmetimi yerin dibine batırma yoluyla helak etmemesini talep ettim bunu bana verdi. Rabbimden ümmetimi birbirine düşürmemesini talep ettim, bunu bana vermedi.” (Müslim, Fiten, 20)

Rabbimiz, hayırlı dualar etmeyi, dua ederken kendisinin koyduğu şartlara riayet etmeyi cümlemize nasip eylesin.

Bu yazı 83 defa okunmuştur .

YORUMLAR

  • 0 Yorum
Henüz Yorum Eklenmemiştir.İlk yorum yapan siz olun..

Son Yazılar