ALLAH'TAN HAKKIYLA HAYÂ EDİN !
Doc. Dr. Soner DUMAN

Doc. Dr. Soner DUMAN

  • Instagram

ALLAH'TAN HAKKIYLA HAYÂ EDİN !

05 Haziran 2019 - 02:49

Benliğinizi tutup sarsacak, silkeleyecek ve sizi kendinize getirecek bir hadis duymak ister misiniz?

Allah Resûlü (s.a.v.) bir gün ashabına “Allah’tan hakkıyla hayâ edin!” buyurdu. Ashab-ı kiram “Elhamdülillah biz Allah’tan hayâ ediyoruz ey Allah’ın nebîsi” dediler. Bunun üzerine Allah Resûlü şöyle buyurdu: “Hayır, ben onu kastetmiyorum. Allah’tan hakkıyla haya eden kimse başını ve onda bulunan organları korusun. Karnını ve etrafındakileri korusun. Bir gün ölüp çürüyeceğini hatırında tutsun. Kim âhireti isterse dünyanın süs ve şatafatını terk eder. Kim bu dediklerimi yaparsa işte o kimse Allah’tan hakkıyla hayâ etmiş olur.

(Tirmizî, Kıyamet, 24)

Allah Resûlü (s.a.v.), söylediği sözlerle insanların ruhlarında devrimler meydana getiriyordu. Onlara, o güne kadar bildiklerini bir kenara bıraktırıp daha önce akıl ve hayallerine gelmeyen yeni ufuklar kazandırıyordu. Yukarıdaki hadiste de aynı şeyi görüyoruz.

Hadisi anlamak için önce hadisteki anahtar kelime olan “hayâ” ifadesiyle başlayalım. Bu kelime “utanma duygusu” anlamına gelir. Bununla kastedilen şey, insanın utanma duygusunun etkisiyle kendisini kötü duruma düşürecek bir şeyden uzak kalmasıdır. Hayâ, bir tür insanın “iç fren mekanizması”dır. Bu mekanizma bizim sınırları aşmamızı, tehlikeli bölgelere girmemizi engeller. Hayâ duygusunu yitirmiş insan, freni tutmayan arabaya benzer. Onun için artık sınır, durak, kırmızıçizgi diye bir şey söz konusu olmaz. Hayâlı insan kötü bir söz söylemez. Ağzından bir şey kaçtığında derhal yüzü kızarır, vicdanı sızlar, karşıdakinden özür diler, Allah’tan af diler.

Allah Resûlü (s.a.v.) başka pek çok hadisinde hayâdan söz etmiştir. Bir hadisinde hayânın imanın şubelerinden biri olduğunu belirterek şöyle buyurmuştur: “İman yetmiş küsür şubedir. Hayâ da imandan bir şubedir.” (Buharî, İman, 2)

Bu hadiste imanın diğer şubelerinin belirtilmeyip özellikle hayâdan söz edilmesi, bu hasletin iman açısından ne kadar önemli olduğunu ifade etmektedir.

Bir defasında sahabeden biri, diğer bir sahabeyi aşırı utangaç olması sebebiyle uyarıyor, bir anlamda “bu kadar da hayâlı olma” demeye getiriyordu. Allah Resûlü bunu görünce derhal müdahale edip şöyle buyurdu: “Onu bırak! Çünkü hayâ imandandır.” (Buharî, İman, 14)

“Hayâ ancak hayır getirir” (Buhârî, Edeb, 77) buyurarak bu güzel vasfın, insan için dünya ve âhirette güzellikler meydana getireceğini söylemiştir.

Hayâyı öven, onun dinde ne kadar önemli bir duygu ve haslet olduğunu ifade eden onlarca başka hadis de bulunmaktadır.

Şimdi tekrar hadisimize dönelim.

Allah Resûlü ashabına “Allah’tan hakkıyla hayâ edin” diyerek utanma duygusunun yönelmesi gereken asıl merciin Yüce Mevlâ olduğunu belirtmiştir. Demek ki bir insanın öncelikle utanma duygusunu Rabbine karşı koruması gerekir.

Ashab-ı kiramın “biz çok şükür Allah’tan hayâ ediyoruz” demesi üzerine Allah Resûlü, bunun basit bir söz olmadığını, bir takım şartları bulunduğunu belirterek “hakkıyla hayâ etme”nin nasıl olacağını belirtmiştir. Buna göre hayâ sahibi insanın en önemli özelliği, sadece sözle değil bütün organlarıyla birlikte Allah’tan hayâ etmesidir.

İnsanın başı ile hayâ etmesi demek, en değerli varlık olan başını Allah’tan başkası önünde eğmemesi, başında bulunan gözüyle harama bakmaması, kulağıyla kötü sözleri dinlememesi, ağzından haram lokma geçirmemesi, diliyle yalan, gıybet, iftira, kötü söz vb. söylememesi demektir.

İnsanın karın bölgesi ve etrafındaki organlarıyla haya etmesi demek karnına haram lokma doldurmak, tenasül uzvunu teşhir etmek, zina etmek gibi şeylerden uzak durması, el ve ayaklarını haram ve kötü işlerde kullanmaması demektir.

Hayâ sahibi insanın bir diğer özelliği ise dünyanın lüks ve şatafatını terk ederek gözünü gelip geçici dünyadan âhirete çevirmesi anlamına gelir. Dünya bir mola yeridir, gölgeliktir. İkamet edilecek bir mekân değildir. Bu sebeple Allah’tan hakkıyla hayâ eden insan bu dünyayı öz yurdu olarak benimsemez. Allah Resûlü, bir gün İbn Ömer’in omzuna dokunarak kendisine ne demişti? “Dünyada garip ya da yolcu gibi ol!” İşte hayâ sahibi insanın parolası budur. Allah sevgisi, Allah’a karşı hayâ duygusu ile “lüks ve şatafat” bir arada bulunamaz.

Hayâ sahibi insan, bir gün, üzerinde yürüdüğü toprağın altına gireceğini bilir. Her gün ayna karşısında süslenmek için uğraştığı bedeninin bir gün toprağın altında çürüyeceğini hesap eder. Öldüğünde toprağın altına götürebileceği yegâne şeyin “salih amel” olduğu bilinciyle bu dünyada kalacak olanları değil, yanında götürebileceği amellere ağırlık verir.

Allah Resûlü, bütün bu hasletleri saydıktan sonra “İşte Allah’tan hakkıyla hayâ etmek budur” buyurarak bizlere hedefi göstermiş, rotayı çizmiştir.

Irz ve iffetin yara aldığı, ar, namus ve hayâ gibi kavramların örselendiği bir çağda "Allah'tan hakkıyla hayâ etmek" ne kadar da önemli!

Harama gözü kapatmanın bırakılıp haram göz dikilen bir çağda, avretin muhafaza edilmesinin bir kenara bırakılıp teşhirin öne çıktığı bir asırda "Allah'tan hakkıyla hayâ etmek" ne büyük bir haslet!

Rabbimiz bu rota üzerinde yürümeyi ve hedefe ulaşmayı, Allah’tan hakkıyla hayâ eden kullardan olmayı cümlemize nasip eylesin.

Bu yazı 69 defa okunmuştur .

YORUMLAR

  • 0 Yorum
Henüz Yorum Eklenmemiştir.İlk yorum yapan siz olun..

Son Yazılar