DİNDARLIKTAKİ AZALMANIN İKİ SEBEBİ
Doc. Dr. Soner DUMAN

Doc. Dr. Soner DUMAN

  • Instagram

DİNDARLIKTAKİ AZALMANIN İKİ SEBEBİ

16 Mayıs 2019 - 02:32

Son zamanlarda toplumda –özellikle de gençler arasında- dindarlığın azaldığına dair bir takım tespit, araştırma, şikâyetler söz konusu. Bunun ötesinde her birimizin kendi çevremizden başlayarak yaptığımız gözlemler sonucunda edindiğimiz tecrübelerimiz var. Şayet bu tespit doğru ise kendini dindar olarak niteleyen ve bu gidişata ilişkin memnuniyetsizliklerini belirten herkesin bu tespitin muhtemel sebepleri üzerinde durması gerekir. Bu konuyu bilimsel araştırmalara havale ederek kendi gözlemlediğim ve önemli gördüğüm iki sebep üzerinde duracağım.

1. Dindarların yaşam tarzları ile savundukları ahlâkî değerler arasındaki uçurum

Din yalnızca bir söylemden ibaret olmayıp aynı zamanda eylemi de barındırır. Günümüzde kendisini dindar olarak niteleyenlerin yaşam tarzları ile İslam’ın ahlakî öğretileri arasındaki makas bir hayli açık, hatta yer yer bu ayrılık bir uçuruma dönüşmüş durumda. “İslam adaleti emreder” söylemi, zulmeden bir kimsenin ağzından çıktığında bir değer ifade etmiyor. “İslam kul hakkına önem verir” derken kul hakkı yiyen bir kimsenin etki alanı ne olabilir? “İslam merhamet dinidir” derken çevresine merhametsizlik yayan bir kimsenin sözüne kim değer verir?

Dinini doğru düzgün yaşamaya çalışanları bir kenara bırakırsak günümüzde kendisini “Müslüman ve dindar” olarak niteleyenlerin büyük bir kısmının yaşam tarzlarının dinin ön gördüğü ahlakî yaşam tarzı ile irtibatı pamuk ipliğine bağlı. Dindarlığı ya sırf inanca ya da Allah’a yönelik ibadet türünden bazı hareketlere indirgeyerek onun insanî ilişkiler boyutunda ahlakı ihmal etmek onulmaz yaralara yol açıyor. Sonunda iş öyle bir noktaya geliyor ki sizin “bizim dinimiz şöyle güzeldir”, “bizim dinimiz böyle iyidir” demenizi özellikle de yeni nesiller “yav he he” tarzında dinliyor. Siz anlattıkça kendi içlerinden “biz sizin ne mal olduğunuzu biliyoruz” diye düşünüyorlar.

2. Reel hayattan kopma ve bireyselleşme

Başta internet ve sosyal medya olmak üzere dijital teknoloji bizleri birbirimizden ve hayattan koparıyor. İslam, toplu halde yaşanan bir dindir. İbadetlerin toplu olarak icra edilmesi dışında sıla-i rahim, dost ziyaretleri, ilim öğrenmek, sohbet etmek üzere bir araya gelme İslam’ın toplumsal yönünün yalnızca bir bölümü.

Televizyonun hayatımıza girmesi bizleri aile olarak bir kutunun etrafında ve o kutunun hegemonyası altında görünüşte bir araya getirse de aramızdaki iletişim bağlarını zayıflatmıştı. Şimdi internetle birlikte bu bağlantılar tamamen koptu. Artık insanlar fiziksel olarak bir arada ve aynı odada olsalar bile zihin ve ruh bakımından farklı kıtalarda ve hatta gezegenlerde yaşıyorlar. Hiçbirimiz birbirimizi görmüyor ve duymuyoruz, bakmıyor ve dinlemiyoruz. Hepimizin birbirimizle meşgul olamayacak, başkasıyla ilgilenemeyecek kadar önemli işlerimiz (!) var. En dindarımız bile camiye gitmeye üşenir hale geldi, ailesi ve arkadaşlarıyla iki kelam etmekten sıkılır oldu. Bunun sonucunda bizler, yani dijital dünyanın esirleri, sadece reel hayattan kopmuş olmadık, birbirimizden, tabiattan ve dinden kopmaya başladık. Saksıda yetişen çiçekler gibi sabit ve statik hale geldik. Göz teması ve gönül temasını kaybettik.

Oysa din, ancak bir topluluk içinde yaşanabilir. Fertlerin dindarlığı birbirini etkilemeleriyle daha da ortaya çıkar. Allah Resûlü’nün Mekke’de iken ashabını Daru’l-erkam’da sürekli toplaması, Medine’ye hicret edince ilk iş olarak mescidi inşa etmesi, cemaatle namaz üzerinde önemle durması hep bunun uygulaması mahiyetindedir. Dinin en önemli rükunlarından olan “iyiliği emretme ve kötülüğü yasaklama” ancak toplum içinde olur. Herkesin dijitalleştiği ve bunun sonucu olarak da bireyselleştiği bir ortamda kime, nasıl tebliğde bulunacaksınız, kime neyi emredip yasaklayacaksınız? İnsanların reel hayattan dijital mahfillere çekilip konuşlandığını gören kimileri (kendimi de buna dahil ediyorum) bu defa dini tebliğ, vaaz ve irşad, dertleşme işini dijital platforma taşıdı. Bunun ne getirip götüreceğini şimdilik bilmiyoruz ama en azından bu da bir şey.

Bu iki sebebin yanına belki başka yirmi sebep daha ekleyebilirim. Ama şu anda en önemli gördüğüm iki sebep bunlar.

Mübârek bir aya girerken her birimiz bu iki noktadan kendimizi bir nefis muhasebesine tutsak ne kadar nefis bir şey olur! Tutacağımız oruçlar, birlikte kılacağımız namazlar ve özellikle de teravih namazları, birlikte okunacak mukabeleler, birlikte edilecek iftarlar, dost ve akraba ziyaretleri belki de bizleri bir nebze kendimize getirir.

Rabbimiz dinimizi hakkıyla yaşamayı, dindarlığımız üzerimizdeki karabulutları dağıtarak güneşli günlere kavuşmayı bizlere nasip eylesin.

Bu yazı 86 defa okunmuştur .

YORUMLAR

  • 0 Yorum
Henüz Yorum Eklenmemiştir.İlk yorum yapan siz olun..

Son Yazılar