İFFET VE HAYÂ SAHİBİ BİR TOPLUM
Doc. Dr. Soner DUMAN

Doc. Dr. Soner DUMAN

  • Instagram

İFFET VE HAYÂ SAHİBİ BİR TOPLUM

07 Haziran 2019 - 02:56

Az önce Nûr sûresini okudum. Bu sûreyi her ne zaman okusam aynı türden duyguları farklı boyutlarıyla yeniden hissediyorum. Sûre baştan sona İslam’ın ırz, namus ve iffet anlayışını net olarak ortaya koyan, “hâyâ sahibi bir toplum nasıl olur?” sorusuna cevap veren bir sûre. Bu suredeki çok bilindik iki âyetin bana hissettirdikleri üzerinde bir nebze durmak istiyorum. Bu iki âyetin ilkinde Rabbimiz erkeklere hitap ederken ikincisinde bayanlara hitap etmektedir.

İlk âyet şöyle:

“(Resûlüm!) Mümin erkeklere de ki: (Haramlara karşı) gözlerini yumsunlar, ırzlarını da korusunlar. Çünkü bu, kendileri için daha temiz bir davranıştır. Şüphesiz Allah, onların yapmakta olduklarından haberdardır.” (Nûr, 30)

Âyetteki şu güzel üsluba, verilen iki önemli emre bakın.

“Gözlerini harama karşı yumsunlar”

Demek ki ırz ve iffeti korumak, hâyâ sahibi olmak gözden başlıyor. Nasıl ki bir savaşta düşmanın ülkeye sızmasını önlemek için sınırlarda çok sıkı tedbirler almak gerekiyorsa ırz ve iffet konusunda da bir yanlışa düşmemek için öncelikle tedbir alınması gereken konu “bakışlar” konusudur. Eğer bakışınıza sahip çıkamazsanız, ırz ve iffeti korumak zorlaşır.

Allah Resûlü’nün (s.a.v.) bu konuya ilişkin pek çok hadisi vardır. Allah Resûlü (s.a.v.), mübârek damadı Hz. Ali’ye hitaben şöyle buyuruyor: “Ey Ali! Bir bakışın ardından öbür bakışı yapma. Çünkü ilkine hakkın varsa da ikincisine yoktur.” (Ebu Davud, Nikâh, 43; Tirmizî, Edeb, 28)

Niçin bu öğüdü önce damadına veriyor? Çünkü Allah Resûlü, ne zaman dine ilişkin bir hususu uygulamaya geçirecek olsa bunu mutlaka kendisinden ve en yakınlarından başlayarak uygulamaya geçiriyor. Kimse demesin ki: “Millete neler söylüyor, kendisine ve yakınlarına bakmıyor.”

Bu hadise göre bir kimsenin gözü, bakılması caiz olmayan bir görüntüyü istek dışı gördüğünde bundan dolayı sorumluluk söz konusu değildir. Çünkü ortada bir kasıt yoktur. Ancak bundan sonra aynı görüntüye bakmaya devam etmek kişinin kendi istek ve iradesiyle olacağı için bu bakış helal ve caizlik sınırının dışına çıkmaktadır.

Allah Resûlü’nün şöyle dediği kimi kaynaklarda belirtilir:

“[Harama] bakmak, şeytanın zehirli oklarından bir oktur. Kim, Allah’tan korktuğu için bunu terk ederse Allah ona, tadını kalbinde hissedeceği bir iman bahşeder.” (Hâkim, Müstedrek, IV, 349, 7875 no’lu rivayet)

Aynı emir bir sonraki âyette kadınlar hakkında da tekrar ediliyor:

“(Resûlüm!) Mümin kadınlara da söyle: (Haramlara karşı) gözlerini yumsunlar” (Nûr, 31)

Demek mesele o kadar önemli ki Rabbimiz bu konuyu hem erkeklere hem kadınlara ayrı ayrı, üzerine basarak hatırlatıyor.

Harama ulaşmanın bir “tık” kadar yakın olduğu günümüzde Rabbimizin ve Resûlü’nün bu sözlerinin ne kadar önemli olduğunu bir kere daha düşünmek gerekiyor. Sadece düşünmek değil gereğini yapmak da gerekiyor.

Sonra iki âyette peşpeşe hem kadınlar için hem de erkekler için ayrı ayrı olmak üzere ikinci emir geliyor:

“Irz ve iffetlerini korusunlar.”

Aslında âyette geçen ifadenin tam tercümesi “tenasül uzuvlarını korusunlar” şeklindedir. Bundan iki şey anlaşılır: 1) Avret yerlerini teşhir etmesinler, 2) Avret yerlerini zina etmekten korusunlar.

İlk emri ile bakılması haram olana “bakmayı” yasaklayan Rabbimiz, ikinci emriyle de gösterilmesi haram olanı “göstermeyi” yasaklamaktadır.

Öyleyse mümin erkek ve kadınlar dışarıdaki harama karşı gözlerini kapatarak tedbir alırken, kendi içlerinde de avret yerlerini kapatarak tedbir alacaklar. Dışarıdan harama kapıları kapatıp içeriden dışarıya bir haram sızmaması için de gayret gösterecekler.

Bu iki emrin hem erkeklere hem de kadınlara aynı şekilde yönlendirilmesi çok açık bir gerçeği ortaya koyuyor:

İffet, namus ve hayâ gibi kavramlar tek başına kadının ya da tek başına erkeğin görevi olmayıp her iki cinsin de görevidir. Namus ve hayâ gibi kavramları sadece kadına endekslemek, yükü sadece onun sırtına yüklemek asla kabul edilecek bir şey değildir. Bu, tam anlamıyla bir câhiliye düşüncesidir. Hem dikkat ederseniz Rabbimiz, kadınlardan önce erkeklere seslenmekte, öncelikle onlardan talepte bulunmaktadır.

Buradan anlıyoruz ki "namuslu olma"yı her defasında "sadece kadın" üzerinden tanımlamaya çalışmak, namus konusunda bir şey söyleyecekken erkekleri paranteze alarak hep kadınları muhatap almak kabul edilebilir bir yaklaşım değildir.

İkinci âyette Rabbimiz şöyle buyuruyor:

“Mümin kadınlara da söyle: Gözlerini (harama bakmaktan) korusunlar; namus ve iffetlerini esirgesinler. Görünen kısımları müstesna olmak üzere, zinetlerini teşhir etmesinler. Baş örtülerini, yakalarının üzerine (kadar) örtsünler. Kocaları, babaları, kocalarının babaları, kendi oğulları, kocalarının oğulları, erkek kardeşleri, erkek kardeşlerinin oğulları, kız kardeşlerinin oğulları, kendi kadınları (mümin kadınlar), ellerinin altında bulunanlar (köleleri), erkeklerden, ailenin kadınına şehvet duymayan hizmetçi vb. tâbi kimseler, yahut henüz kadınların gizli kadınlık hususiyetlerinin farkında olmayan çocuklardan başkasına zinetlerini göstermesinler. Gizlemekte oldukları zinetleri anlaşılsın diye ayaklarını yere vurmasınlar (Dikkatleri üzerine çekecek tarzda yürümesinler). Ey müminler! Hep birden Allah'a tevbe ediniz ki kurtuluşa eresiniz.” (Nur, 31)

Bu âyetten fıkhî olarak çıkarılması gereken pek çok hüküm varsa da bu konuyu şimdilik bir kenara bırakıp konumuzla ilgili kısmına devam edelim.

Bu âyette, erkeklere hitap edilen ilk âyette yer almayan üç husus kadınlardan talep ediliyor: 1) Zinetlerini sayılan kimseler dışındakilere göstermemeleri, 2) Başörtülerini yakalarını da örtecek şekilde takmaları, 3) Yürürken zinetlerini belli edecek tarzda yürümemeleri.

Burada karşımıza erkek ile kadın arasındaki fıtrî bir fark ortaya çıkıyor. Erkeklerin zinet takması ve süslenmesi gibi bir durum söz konusu değilken kadının altın takılar takması, ipek elbise giymesi ve süslenmesi dinde mübah kılınmış. Buna karşılık bu süslerini ulu orta sergilememeleri istenerek ancak belli kişilere göstermelerine izin verilmiş. Kadının, yabancı erkeklerin dikkatlerini çekecek yürüyüş tarzından bile uzak durması istenmiş.

İlk bakışta sadece kadına yükletilmiş bir yük gibi görünen bu emirler diğer bir açıdan bakıldığında aslında kadını kötü niyetli her türlü bakış ve muameleye karşı koruma altına alan uygulamalardır. Adalet ve hikmet sahibi Rabbimiz bu emirleri vermişse bunun mutlaka bir maslahat ve menfaati vardır. Dolayısıyla burada kadın ve erkek arasındaki farklılık, kadına daha ağır bir yük bindirmek için değil, korunmaya ve sakınılmaya daha fazla ihtiyaç bulunan kadını koruma konusunda daha hassas davranmaktan ibarettir. Bu emirlere aykırı hareket edilmesi halinde bundan olumsuz etkilenecek olan neticede kadının kendisidir.

Tekrar sözü başa bağlayalım:

Nûr sûresi, İslam toplumunu tertemiz ahlakî bir yapıya kavuşturmak üzere indirilmiş olan bir sûredir. Bu sûrenin geniş çaplı tefsirini okumak, içindeki hükümleri anlamak ve amel etmek her müminin en başta gelen vazifelerinden biri olmalıdır.

Rabbimiz, erkeğiyle ve kadınıyla kendisinin emir ve yasaklarına riayet eden, güzel ahlaklı, iffetli ve hayâ sahibi kullarından eylesin.

Bu yazı 85 defa okunmuştur .

YORUMLAR

  • 0 Yorum
Henüz Yorum Eklenmemiştir.İlk yorum yapan siz olun..

Son Yazılar