İŞ, SENİN İÇİNDE BİTER!
Doc. Dr. Soner DUMAN

Doc. Dr. Soner DUMAN

  • Instagram

İŞ, SENİN İÇİNDE BİTER!

25 Mayıs 2019 - 02:01

Bir gün ensardan bir grup insan Allah Resûlü’ne (s.a.v.) gelerek kendisinden [toplanan zekâtlardan bir şeyler] istediler. Allah Resûlü onlara bir şeyler verdi. Daha sonra tekrar istediler, Allah Resûlü de tekrar verdi ve nihâyet mal kalmadı. Bunun üzerine tekrar kendisinden mal isteyen kimselere Hz. Peygamber (s.a.v.) şöyle buyurdu:

“Elimde olan malı sizden asla esirgemem [ama maalesef elimde kalmadı]. Kim [insanlardan bir şey istemeye tenezzül etmeyerek] iffetli olmayı isterse Allah onu iffetlendirir. Kim insanlara ihtiyaç arz etmezse Allah onu zengin kılar. Kim sabırlı olmaya gayret ederse Allah ona sabırlı kılar. Hiç kimseye sabırdan daha hayırlı ve geniş bir nimet verilmemiştir.”

(Buhârî, Zekât, 49; Ebû Davud, Zekât, 28; Tirmizî, Ebvâbü’l-birr ve’s-sıla, 77)

Şu olaydan hayata dair çıkarılması gereken nice dersler ve ibretler var… Biz bu ders ve ibretlerden nasibimize düşenleri elde etmeye çalışalım.

1. Allah Resûlü (s.a.v.) hem bir peygamber hem de devlet başkanı idi. Devletin gelirleri ve giderlerinin hesabı da ona aitti. Toplumda fakirler varsa bunlar devlet başkanı sıfatı bulunan Allah Resûlü’ne başvurarak kendilerine tahsisat yapılmasını talep ediyorlardı. Allah Resûlü de ihtiyaç durumu ve bütçenin elverişliliğine göre toplumun zayıf kesimine bu mallardan dağıtıyordu. Buradan İslam’ın toplumun zayıf kesimleriyle ne derecede alakadar olduğunu, onları kendi kaderleriyle baş başa bırakmadığını, bugün adına sosyal devlet denilen ilkeyi pratiğe geçirdiğini görüyoruz.

2. Allah Resûlü’nün ahlakı her bakımdan güzeldi. Bu hadiste de onun cömertlik huyunun ne kadar öne çıktığını görüyoruz. Nitekim onun şeref ve cömertliğini nitelemek üzere kendisine “resul-i ekrem” (en cömert / en şerefli elçi) dememiz boşa değildir.

3. İnsanların manevî dünyaları düzeltilmedikçe sırf maddî yönden onlara mal-mülk vererek tatmin etmeniz mümkün değildir. Eğer insanlardaki cimrilik, aç gözlülük, doymak bilmezlik törpülenmezse, terbiye edilmezse bütün dünyayı da verseniz onları memnun edemezsiniz. Şu halde elimizdeki malın bize yetip yetmediği meselesi elimizdeki malın miktarından ziyade bizim iç dünyamızdaki düşünce ve duygularımızla ilgilidir. Nice insan servet sahibi iken cimri, nice insan fakir olduğu halde cömerttir.

4. Dış dünyada şartları ayarlamak kendi elimizde değildir ancak iç dünyamızı dizayn etmek bizim elimizdedir. İnsanlar fiziksel görünüm, maddî durum, toplum içindeki konum bakımlarından birbirinden farklıdır. Eğer bir kimse iç dünyasında kendi fıtratıyla barışık değilse kendi görünümünü, konumunu, maddî durumunu asla yeterli bulmaz. Kendisini hep “yoksun” olarak görür. Kendisinden daha güzel, daha zengin, daha güçlü birilerini gördükçe mutsuz olur. Oysa elindekinin kıymetini bilen, kendi kendine yeterli olmayı bilen kimse elindekinden mutludur. Kendi elindekine sahip olamayanların da var olduğunu bilir, nankörlük yapmaz.

Bu sebepledir ki Allah Resûlü şöyle buyurmuştur:

"Zenginlik mal çokluğu değil, gönül tokluğudur." (Buhârî, Rikak, 15; Müslim, Zekât, 120)

5. Bu hadisin en önemli mesajı kanaatimce şudur: “İnsan, gayret göstererek huylarını değiştirip güzelleştirebilir.”

İnsanın güzel ahlakı kazanması kendi çabasına bağlıdır. Güzel ahlak ve iyi huylar insana kendiliğinden gelmez, bunun için gayret göstermek gerekir.

Bir kimse kanaatkâr olmak için gayret gösterdiğinde bir zaman sonra bu durum onda huy haline gelecek ve Allah o kimseyi artık sahip oldukları ile yetinebilir bir duruma getirecek, bu kişi “tok gözlü”, “kendi yağında kavrulan”, “kimsenin malında mülkünde gözü olmayan” bir hale gelecektir. Buna karşılık bir kimse kanaatkâr olmak için kendini zorlamıyorsa o kişi asla kanaatkâr olamaz.

Bir kimse iffetli-namuslu olmak için gayret gösterdiğinde Allah onu iffetli ve namuslu kılacaktır. Ancak bunun için gayret göstermeyen, elini taşın altına koymayan kimseler bir sonuca ulaşamaz.

Bir kimse sabırlı olmak istiyorsa bunun için de gayret göstermek zorundadır. İnsan ilk başlarda zorlanabilir, zaman zaman tökezleyebilir ama gayret gösterdiği sürece çabası asla sonuçsuz kalmaz.

Rabbimiz şöyle buyurur:

“Bizim uğrumuzda gayret gösterenleri kendi yollarımıza iletiriz.” (Ankebut, 69)

6. Bir önceki maddenin doğal sonucu şudur: Çocuklarımızın, öğrencilerimizin iyi kimseler olmasını istiyorsak bu kendiliğinden olmaz. Bunun için gayret göstermek gerekir. Doğruluk, dürüstlük, güvenilirlik, vefalılık, merhametlilik gibi huylar çocuklarda kendiliğinden oluşmaz, bunun için gayret göstermek gerekir. Nasıl ki çocuk yürümeyi, bisiklete binmeyi, yazı yazmayı, konuşmayı bir anda öğrenmiyorsa, bu biraz zaman alıyorsa ve biz bıkmadan usanmadan onların bu faaliyetleri öğrenmesi için zaman ayırıyorsak aynı şeyi çocuklarımızın ahlakî durumlarını iyileştirmek için de göstermek gerekir.

7. Sabır en önemli ahlakî erdemdir. İşin başı da sonu da sabra bağlıdır. Bu sebepledir ki Asr Sûresinde insanların hüsrandan kurtulmaları için gerekli olan dört madde içinde ahlakî erdemlerden yalnızca “sabır” zikredilmiştir. Çünkü Rabbimizin emirlerini yerine getirme, yasaklarından kaçınma, başımıza gelenleri tahammülle karşılama tamamen sabra bağlıdır.

Rabbimiz bu hadiste yer alan mesajları hakkıyla anlamayı ve hayatımıza aktarmayı nasip eylesin.

Bu yazı 63 defa okunmuştur .

YORUMLAR

  • 0 Yorum
Henüz Yorum Eklenmemiştir.İlk yorum yapan siz olun..

Son Yazılar