KUR'ÂN'LA BULUŞMAK-II
Rıfat ORAL

Rıfat ORAL

KUR'ÂN'LA BULUŞMAK-II

17 Mayıs 2018 - 18:23 - Güncelleme: 17 Mayıs 2018 - 18:29

Kelimeler ve Kavramlar
(Müslüman Kimliğinin İnşası-Her Cüzden 3 Kavram)

2. CÜZ: Bu cüz öncekinin devamı hükmündedir. Ancak özellikle 3 kavram dikkat çekmektedir: Kıble, şeâir ve zikir. (s. 21-40)
a- KIBLE: Yön ve istikamet anlamındadır. Hem maddi hem de manevi olarak insanın kimliğini belirler. Peygamberimiz döneminde Müslümanların kıblesi, Allah tarafından önce Kudüs (Mescid-i Aksa), sonra Mekke (Mescid-i Haram/Kâbe) olarak belirlendi. Sonra kıyamete kadar kıble hükmü, Mekke (Mescid-i Haram/Kâbe) olarak kaldı. Çünkü Kâbe, yeryüzünde ilahi emirle kurulan ilk mabeddi ve Mekke, Peygamberler şehriydi. Biz Kâbe’ye dönmekle ve orayı kıble kabul etmekle bütün yeryüzüne şu mesajı veriyoruz: Biz son peygamber ve son kitap dahil bütün peygamberlere ve kitaplara inanıyoruz. Bunun sembolü olarak ibadetlerde Hz. Adem döneminde inşa edilen ve Hz. İbrahim döneminde yeniden temelleri üzerine yapılan yeryüzünün en eski mabedi olan KÂBE’ye dönüyoruz. Yolumuz o peygamberlerin yoludur. Son peygamber Hz. Muhammed’in öğrettiği iman, ibadet ve sosyal hayat sistemi bu risalet silsilesinin devamı ve son halkasıdır. Yolumuz onun yoludur. Bunun sembolü olarak her gün beş vakit kıblemiz Kâbe’ye dönüyor ve namaz kılıyoruz. Unutmayalım kıble (Kâbe), MÜSLÜMAN KİMLİĞİNİ temsil eder. Allah Teâlâ şöyle buyurur: (وَلِكُلٍّ وِجْهَةٌ هُوَ مُوَلِّيهَا) “Herkesin döndüğü bir yön vardır..” (Bakara, 2/148), (وَمِنْ حَيْثُ خَرَجْتَ فَوَلِّ وَجْهَكَ شَطْرَ الْمَسْجِدِ الْحَرَامِ وَحَيْثُ مَا كُنتُمْ فَوَلُّوا وُجُوهَكُمْ شَطْرَهُ) “(Ey peygamber!) Nereden (yola) çıkarsan çık yüzünü (namazda) Mescid-i Haram tarafına döndür. (Siz de ey müminler!), Nereden (yola) çıkarsanız çıkın, yüzünüzü (namazda) Mescid-i Haram tarafına döndürün.” (Bakara, 2/150)

b- ŞEÂİR: Semboller demektir. Kur’ân’da safa-merve ve kurban gibi konularda, Şeâirullah (Allah’ın yeryüzünde sembolleri) kelimesi zikredilir. Çünkü Safa-Merve Allah yolunda (Hacer annemiz gibi) FEDAKÂR olmanın sembolüdür ve kurban Allah yolunda İNFAK etmenin sembolüdür. Kur’ân’da şöyle buyurulur: (إِنَّ الصَّفَا وَالْمَرْوَةَ مِنْ شَعَائِرِ اللَّهِ) “Safa ve Merve (yeryüzünde) Allah’ın sembolleridir..” (Bakara, 2/158). Aslında diğer ibadetlerde de bu tür semboller vardır ve biz onlarla Allah’a ibadet ederiz (kulluğumuzu gösteririz). Meselâ, namazda rüku ve secde bu kulluğun/itaatin en önemli göstergelerinden ve sembollerindendir. Ayrıca Kâbe tevhidin, Arafat ilmin, Müzdelife Allah’a yakın olmanın, Mina idealist olmanın sembolüdür ve bu semboller bizde bir kimlik oluşturmaktadır.

c- ZİKİR: Hatırlamak ve anmak demektir. Bütün ibadetler, bir anlamda zikirdir veya zikir (hatırlamak/unutmamak) içindir. Bu nedenle Kur’ân ve namaz gibi kelimeler de Kur’ân’da zikir olarak isimlendirilir. Şöyle buyurulmaktadır: (وَأَقِم الصَّلَاةَ لِذِكْرِي), “Beni zikir (hatırlaman) için namaz kıl.” (Taha, 20/14). (فَاذْكُرُونِي أَذْكُرْكُمْ وَاشْكُرُوا لِي وَلَا تَكْفُرُونِي) “Beni zikredin, ben de sizi zikredeyim. Bana şükredin, nankörlük yapmayın…” (Bakara, 2/152). (فَإِذَا قَضَيْتُمْ الصَّلَاةَ فَاذْكُرُوا اللَّهَ قِيَامًا وَقُعُودًا وَعَلَى جُنُوبِكُمْ) “Namazı kılınca da; Allah’ı ayakta, oturarak ve yan yattığınız halde de zikredin/zikretmeye devam edin.” (Nisa, 4/103)

3. CÜZ (s. 41-60): Bu cüzde Bakara suresinin son tarafı ve Âli imran suresinin baş tarafı bulunmakta olup, önceki cüzün devamı niteliğindedir. Burada dikkat çeken ve kimlik oluşturan 3 kavram şunlardır: İNFAK, TEKLİF ve AYET:

a- İNFAK: Dağıtmak, tasadduk etmek ve paylaşmak demektir. Allah Rasûlünden bize intikal eden en önemli (ama unutulmuş bir) sünnettir, bu itibarla Müslümanın en önemli özelliklerindendir. Çünkü İNFAK, Allah yolunda fedakâr olmanın sembolü ve göstergesidir. Bu 3. cüzde infak konusu yoğun olarak işlenir.

(1)-Ölmeden/hesap günü gelmeden önce infak edilmesi emredilir. (Bk. 2/254).

(2)-Allah yolunda mallarını infak edenlerin ecirlerinin/sevaplarının 700 misli ile ödeneceği belirtilir. (2/261).

(3)-İNFAK AHLÂKI olarak; veren kişinin bunu başa kakmaması emredilir. (2/262-264). Burada İKİ MİSAL verilir: (a). Allah rızası için değil de dünyalık menfaat/reklam ve gösteriş için infak edenlerin durumu bir kayaya benzer, üzerlerinde az bir toprak vardır, yağmur yağdığında o toprak da gider (yani inen rahmet, kaya gibi katı kalplerine fayda vermez.) (b). Ama Allah rızası için infak edenlerin durumu, tepedeki bir verimli bahçeye benzer. Bırakın yağmuru, çisinti bile oraya fayda verir. (2/264-265).

(4)-Helal kazançtan/paradan infak edilmesi istenmektedir. (2/267).

(5)-İnfakta efdal olanın gizli verilmesidir. (2/271). Bu konu şu ayetle tamamlanır; (الَّذِينَ يُنفِقُونَ أَمْوَالَهُمْ بِاللَّيْلِ وَالنَّهَارِ سِرًّا وَعَلَانِيَةً فَلَهُمْ أَجْرُهُمْ عِنْدَ رَبِّهِمْ وَلَا خَوْفٌ عَلَيْهِمْ وَلَا هُمْ يَحْزَنُونَ) “Mallarını gece- gündüz gizli ve açıktan infak edenlere gelince, ecirleri Rableri katındadır ve kendilerine (âhirette/hesapta) her hangi bir korku ve hüzün de olmayacaktır. ” (Bakara, 2/274)

b- TEKLİF: Sorumluluk vermek/yüklemek ve görevlendirmek anlamlarına gelmektedir. Bakara suresinin son ayetinde Allah Teâlâ şöyle buyurur: (لَا يُكَلِّفُ اللَّهُ نَفْسًا إِلَّا وُسْعَهَا لَهَا مَا كَسَبَتْ وَعَلَيْهَا مَا اكْتَسَبَتْ) “Allah bir kişiye, ancak TAŞIYABİLECEĞİ SORUMLULUĞU yükler/onunla mükellef kılar. (Bundan sonra) onun kazandığı (iyilikler) lehine ve kazandığı (kötülükler de) aleyhinedir.” (Bakara, 2/286). Bir MÜSLÜMAN buluğ çağında itibaren mükelleftir (ilahi emir ve yasaklardan sorumludur). İman, ibadet, ticaret, evlilik, boşanma ve diğer konularda her yaptığından ve konuştuğundan sorumludur; bunlar onun ya lehine yada aleyhine olur. Bu sebeple biz MÜKELLEFLER, konuştuklarımız ve yaptıklarımızın Allah’ın emirlerine uygun olması yanında, Allah’ın rızası için yapılmasına da dikkat etmeliyiz ve bu konuda azami özen göstermeliyiz. Bu tekliflerin (sorumlulukların) bağlayıcılık durumu alimlerimiz tarafından farz, vacip, nafile ve mübah olarak belirlenmiştir.

c- AYET: Delil ve mucize demektir. Kur’ânda, ayet kelimesi farklı manalarda kullanılmıştır.

(1). Bu cüzde olduğu gibi, Kur’ân surelerinin bölümleri/parçaları anlamında; (هُوَ الَّذِي أَنْزَلَ عَلَيْكَ الْكِتَابَ مِنْهُ آيَاتٌ مُحْكَمَاتٌ هُنَّ أُمُّ الْكِتَابِ وَأُخَرُ مُتَشَابِهَاتٌ فَأَمَّا الَّذِينَ فِي قُلُوبِهِمْ زَيْغٌ فَيَتَّبِعُونَ مَا تَشَابَهَ مِنْهُ ابْتِغَاءَ الْفِتْنَةِ وَابْتِغَاءَ تَأْوِيلِهِ وَمَا يَعْلَمُ تَأْوِيلَهُ إِلَّا اللَّهُ وَالرَّاسِخُونَ فِي الْعِلْمِ يَقُولُونَ آمَنَّا بِهِ كُلٌّ مِنْ عِنْدِ رَبِّنَا وَمَا يَذَّكَّرُ إِلَّا أُوْلُوا الْأَلْبَابِ) “Sana KİTABI indiren O’dur (Allah’tır). Kitabın bir kısmı muhkem (manası açık) AYETLERDİR ki, onlar bu kitabın esasıdır. Diğerleri de müteşabihlerdir (Hurufu mukattaalar gibi kapalı ve karışık olanlardır). Kalplerinde eğrilik olanlar, fitne çıkarmak ve (kendine göre) tevilini yapmak için o müteşabihlerin peşine düşerler. Onların tevilini sadece ALLAH bilir. İlimde uzmanlaşmış kişiler ise şöyle derler: Biz buna iman ettik, hepsi Rabbimiz katından gelmektedir. (Unutmayın bu inceliği) ancak aklı/kafası çalışanlar anlar.” (Al-i İmran, 3/7). (2). Bazı ayetlerde de mucize, delil ve ibret gibi manalara gelmektedir. 
Bu açıdan ayetleri ikiye ayırabiliriz: Kevnî ayetler ve Kur’ânî ayetler ki, ikisi de mucizedir ve delildir. Kainat, mucizedir/delildir, çünkü her şey bir kozmos disiplini içinde işlemektedir. Bu sistemin tesadüfen/kendi kendine meydana geldiğini söylemek ilmen ve matematik olasılık hesaplarına göre İMKANSIZDIR. Bu açıdan kainat bir mucizedir ve Allah’ın varlığına delildir. KUR’ÂN AYETLERİ de mucizedir; çünkü benzeri yapılamaz ve kıyamete kadar bozulamaz/tahrif edilemez garantisi taşımaktadır. Peygamberimizden bugüne kadar 15 asır geçtiği halde bu iddiası güçlenerek devam etmekte; insanlar, toplumlar ve asırlar onun önünde aciz kalmaktadırlar, onu yıpratıp bozamamaktadırlar. Elimizde Allah’ın varlığına ve birliğine delil olarak mucize bir kitap bulunmaktadır, o da KUR’ÂN’dır. Bu KİTAB anlaşılır ve onunla hayatımız düzenlenirse ortaya çok güçlü bir ümmet çıkar. Bu MERHAMET ve ADALET ÜMMETİ ile yeryüzü yeniden barış ve huzur günlerine geri döner.

Bu yazı 860 defa okunmuştur .

YORUMLAR

  • 0 Yorum
Henüz Yorum Eklenmemiştir.İlk yorum yapan siz olun..

Son Yazılar