İKİ SICAKLIK ARASINDA
Rümeysa CAN İLHAN

Rümeysa CAN İLHAN

Sosyolog

İKİ SICAKLIK ARASINDA

23 Nisan 2019 - 12:10

Merhaba Sevgili Okurlar; 

Uzun bir aranın ardından üçüncü yazımla sizlerle birlikteyim. Bu yazımda ikinci yazımda ki soruları cevaplamaya niyet etmiştim ancak yazmaya başlayınca objektif cevaplar olamayacağını, her cevabın sahibine has olacağını düşünerek soruların büyüsünü bozmak yerine, cevaplanmak üzere sahiplerine emanet etmeyi tercih ettim. Bu sebeple  bambaşka bir konuyla sizlerleyim…

Dünyada iki ateş arasında yaşadığımızı düşünüyorum. Biri gözle gördüğümüz GÜNEŞ, diğeri ise bize öğretilen fakat hiç görmediğimiz ancak gerçekte de var olan MAĞMA… Bu iki devasa sıcaklığa bakış açılarımızı çevirdiğimiz zaman farklı boyutlara açılabiliriz. Eğer bu dünyada yerin dibi sıcaklıkla başlayıp göğün dibi sıcaklıkla son buluyorsa bize verilmek istenen bir mesaj vardır. Zahiren iki sıcaklık arasında bulunuyoruz peki bu durumu batinen düşünecek olursak ne elde ederiz? İki sıcaklık gök güneş ve yer mağma, iki sıcaklık kalp (nefis) ve davranış (şeytan)…  İnsan olmak seçimler yapmak ve kendi kaderini yönlendirmeye çalışan bir eyleyen olmaksa farklı açılardan bakmaya çalıştığımızda iki sıcaklık arasına sıkışıp kalmış bir aciz olduğumuz gerçeği yüzümüze çarpmaktadır.

Yere de göğe de yaklaşmak aynı ölçüde yakacaksa peki insan ne yapmalı? Herşeyin zıddıyla var olduğu şu alem de elbette mağmanın üstü toprakla örtülmüş; güneşin yoldaşı serinletici bulutlarken insan yanacak değildir. Mağmaya, (nefse) karşı dönüp toprağı yoldaş bilmeli, güneşe (şeytana) karşı dönüp bulutları umut edinmeli… Toprak ki kahverengiyle hangi tohumu atarsak atalım rengarenk hediyelerle bize geri döner. Bulutlar ki bütün pis havayı bağrında toplar da hayat kaynağı olarak sunar. Etrafımızda bunca faydalı, iyiliğe yüz tutmuş hizmetimize sunulmuş oluşumlar varken biz hala ateşten korkmayla mı oyalanacağız?

Sevgili Okurlar, haddim doğruyu yanlışı göstermek değil, nasihatler vermek hiç değil. Elbette ki hepimiz doğruyu da yanlışı da pek ala bilen alemleriz. Bu yazımda dikkat çekmek istediğim nokta her şeyin zıddıyla var olduğu ve şu dünyada en dibe çöktüğümüz anlarda şaha çıkacağımızı tasavvur etmemiz, dibe çöktüğümüz zaman zıplamasını iyi bilmemiz gerektiğidir. İki sıcaklık arasında zor bir dünyada olduğumuzun farkında olduğumuzu kabul ettiysek yanmayı tercih etmek yerine ateşten kaçıp serinliğe ve selamete doğru yol almamızın tüm çıkmazları geride bırakacağını bilmemiz gerektiğidir. Altımız ve üstümüz  ateşken bize suyu aramak düşer. Suyun varlığından haberdarsak onu bulup kana kana içmenin yollarını aramalıyız. Bazen gözümüzün önünde olur billurlar göremeyiz ancak kimi zaman saatlerce karşımızda dursa da sular içmeyince geçmez yangınımız ve o sebeple ki bize sunulan tüm nimetleri görmek, bilmek yetmiyor düştüğümüzde son noktaya zıplayabilmek için dibine kadar yaşamamız gerektiğidir.

 Velhasılı düşüncelerimiz peşpeşe gelirken sözü ve özü toparlayacak olursak yakıcı nefsi terbiye etmedikçe kalbe hiçbir zaman ulaşamayacağız, güneş bizi yakacak ama varlığını bildiğimiz halde selamete ermek için hamlelerimizi tüm samimiyetimizle atmazsak suya ulaşamayacağız, ulaşsak bile hiçbir zaman  kanamayacağız. Şunu belirtmeliyim ki amaç suya ulaşmaksa elbette birgün karşımıza çıkacaktır ancak amacımız suya kanmaksa yaşamaya yüz tuttuğumuz şu dünyada her attığımız adımdan zevk alacağımız kaçınılmazdır. Kalbimizi bulamadığımız zaman ateş iyice harlanacak ve şeytanla karşılaşıp çirkin davranışlarımızın esiri olacağız ki güneş (şeytan) ve mağma (nefs) arasında  kavrulup yok olacağız. Gerçekten suyu bulup suya kanmaya niyetimiz yoksa yanmak bize farzdır. Yaratılmış tüm sebepler bize doğru koşarkan gözümüzün önünde ki pınarları göremiyorsak kendimizi yine yine yeniden sorgulamalıyız.  

Sevgilerle …

Bu yazı 453 defa okunmuştur .

YORUMLAR

  • 0 Yorum
Henüz Yorum Eklenmemiştir.İlk yorum yapan siz olun..

Son Yazılar