Elif Ba'dan Öğrendiğim İlk Harf...
Şükrü ULUTAŞ

Şükrü ULUTAŞ

Elif Ba'dan Öğrendiğim İlk Harf...

17 Mayıs 2020 - 05:12

Beyobası Kur'an Kursu başladıktan iki üç gün sonra kursa başlayabilmiştim. Kursa gittiğim günde de ilk dersin sonlarına ancak yetişebilmiştim. Çok muhterem Mehmet Acar Hocamız ile beş, on dakika ders işledikten sonra teneffüse çıkmıştık.

Yeni geldiğim bu ortamı tanıyabilmek için etrafa göz gezdirdim. Sınıfın bir kısmında erkek öğrenciler bir kısmında da başörtülü kız öğrenciler vardı. O dersin sonlarında Hocamız tahtaya çıkardığı öğrencilere bazı harfleri soruyor, öğrenciler de cevap veriyorlardı. Daha sonraları öğrencilerin tahtaya çıktıklarını pek hatırlamıyorum.

Teneffüs sona erince sınıfa girdik ve ikinci derste Hocamız yine bazı öğrencilere bir harfi gösterip o harfin adını soruyor, arkadaşlar da cevap veriyorlardı. Hocamız daha önce harfleri anlattığı için, her öğrencinin harfleri öğrenebilmesi için böyle bir usul takip ediyor olmalıydı.

Ben ise o ana kadar bu konuda hiç bir ders almamıştım. Elifi görse mertek sanır derler ya hani. Ben elif harfini görsem mertek de sanmazdım. Çünkü ben mertek nedir onu da bilmiyordum. (Bu arada sözlükte mertek: Yapıda kullanılan, dört köşe ya da yuvarlak, uzun ve kalınca ağaç şeklinde tanımlanmakta.) Evimiz camiye çok uzak olduğu için yaz aylarında camilerimizde düzenlenen yaz kurslarına da hiç gidememiştim. Bu yüzden kursu başarıp başaramayacağım hususunda çok tereddüt içindeydim. İçimde kimseyle paylaşmadığım bir korku ve endişe hakimdi.

İkinci derste Hocamız bir arkadaşa tahtada yazılı bir harfi göstererek bu harf nedir diye sordu. O arkadaş cevap veremedi. Sonra başka bir arkadaşa, sonra da başka bir arkadaşa aynı harfi sordu. Olacak ya onlar da cevap veremediler. Sonra Hocamız hiç beklemediğim ve nasıl olsa bana sormaz diye düşündüğüm bir anda bu harfi bana sordu. Bu harf benim ilk derste öğrendiğim tek harfti. Hocamız başka bir soru sorsa kesinlikle bilemezdim.

Kendimden emin bir şekilde ve büyük bir sevinçle ayağa kalkıp "Cim" dedim. Bana "Aferin" dedikten sonra arkadaşlara hitaben benim için takdir dolu ifadeler kullandı. Daha yeni geldiğim halde bu harfi bildiğimden vs. bahsetti ve övgü dolu ifadelerle beni taltif etti. Oysa az önce de söylediğim gibi o gün cim harfi benim bildiğim tek harfti. Bir başka harfi sorsaydı sevinçle şişen koltuklarım "fısss" diye sönüverirdi. İyi ki de bana başka soru sormadı Hocamız.

Şayet o yıl İlk gün, ilk derse katılabilseydim, öğrendiğim ilk harf büyük ihtimalle elif harfi olurdu. Ancak ilk dersimiz hafta ortasında ve bir dersin ortasında başlayınca ben de böylece harfleri öğrenmeye baştan değil ortalardan başlamış oldum.

O gün Hocamız bana elif ba cüzü verdi. Övgü dolu ifadeler arasında bu cüzü bana verdiği için az önce sınıfa girerken zihnimi kaplayan tereddütler yerini güvene, umuda, aidiyet duygusu ve sorumluluk içinde çalışma azmine bıraktı.

Denize düşenleri kurtarmak için can simidi atılır. Bana da Kur'an kursuna gittiğim ilk gün adeta "Cim Simidi "atıldı. Hocamız belki de hiç farkında olmadan kurduğu bir kaç güzel cümle ile benim gönlümü berraklaştırdı. Bana çok büyük bir güven aşılamış oldu.

Hocalar ve öğretmenler farkında olarak ya da olmayarak bir çok kişinin hayatında silinmez izler bırakırlar. Eğitimcilerin bir cümlesi ile bir çok kişinin hayatında olumlu ya da olumsuz yönde nice değişiklikler yaşanır. Bu sebeple eğitim ile ilgilenenlerin güven kıran, ümit katili olan değil, hayat veren, umut veren cümleler kurmasının son derece hayati olduğunu düşünüyorum.

İşte Kur'an Kursu benim için bu şekilde başladı. Bu sebeple Cim harfini bir başka severim. Çünkü ben Kur'an Kursuna ilk gün Cim simidiyle tutundum. Sonraları Hocamıza mahcup olmamak, onun bana güvenini kırmamak için hep daha çok çalışmaya gayret ettim.

Başarının, güven duyulmanın tadını aldıktan sonra da motivasyon için başka bir şeye ihtiyaç duymadım.

isdar

"ISDAR"

Yaz aylarında keçilerin kılları kırkıldıktan sonra taranır, eğirme ve bükülme işleminden sonra dokuma işlemine geçilirdi.

Bizim evin önünde kendisine ısdar (ıstar) dediğimiz bir çul dokuma tezgahımız vardı. Annem ve büyük kardeşlerim çul dokuma aşamasında çok fazla çalışırdı ama başkaları da bu dokuma işlemine katkı sunarlardı.

Bizim için zevkli bir oyun gibiydi. İsmine daha sonraları Kirkit denildiğini öğrendiğim demir ya da tahta bir tarakla bu işi yapmaya çalışırdık. Dokuduğumuz her sıra ile biraz daha büyüdüğümüzü hissederdik. Dokumalarımız gevşek olursa büyükleriniz bizim yaptıklarımızı daha sıkı hale getirirlerdi.

Kıldan, ismine "harar" dediğimiz büyükçe çuvallar da dokunurdu. Küçük ipler dokunarak kocaman sağlam ipler elde edilirdi. O ipler, hararlar, çullar çok iş görürdü. Kırkılmasından dokunmasına kadar el emeği, göz nuru olan bu eşyalar bir çok eşyanın taşınması, muhafaza edilmesi, hayvanların bağlanması vs. bir çok konuda çok işe yarardı.

Tarladaki buğday, arpa vs. harmanlara bu çulların içinde, katırların sırtında çok meşakkatli şekillerde harmanlara taşınırdı. Odun taşıma başta olmak üzere bir çok şeyde ipler kullanılırdı. Hararlar olmasa bir çok mahsulün taşınmasında çok büyük zorluk yaşanırdı.

Bazen çul dokurken arkasını göremediğimiz için demir tarakla öbür tarafta bulunanların parmaklarına vurduğumuz da olurdu. Böylesi iş kazaları da yaşanırdı.

Çullar ve dokunacak diğer şeyler dokununca ısdar orada durmaya devam ederdi. Bazen ona katırımızı bağlardık, Bazense özellikle aksilik eden bir keçimizi. Bazen de kurban edilen bir hayvanın derisini yüzmek ve etlerini parçalamak için kesilen hayvanlar arka bacaklarından ısdarda sallanan bir ipe bağlanırdı.

Velhasıl o günler iyi günlerdi.

Bu yazı 229 defa okunmuştur .

YORUMLAR

  • 0 Yorum
Henüz Yorum Eklenmemiştir.İlk yorum yapan siz olun..

Son Yazılar