Meğer maharet çeketteymiş...
Şükrü ULUTAŞ

Şükrü ULUTAŞ

Meğer maharet çeketteymiş...

07 Mayıs 2020 - 07:25

Lise yıllarında bir yaz mevsimi bir gün Köyceğiz'den Otmanlar köyüne giden bir kamyona bindim. Asıl gideceğim yer Çiçekbaba dağının zirvesine yakın bir yer.

Orada abilerim ve ablalarım orman işinde çalışıyorlar. Orman İşletmesi Genel Müdürlüğünün kontrolünde çok sık olan genç çam ağaçlarından (biz toru diyoruz) kağıt yapımında kullanılmak üzere kesim yapılıyor. Ben de kesimde çalışmak için Köyceğiz'e çok uzak olan bu kesim yerine ulaşabilmek için önce Otmanlar köyüne gitmeyi tercih ediyorum.

Tabi Otmanlar'a vardığımızda akşam oluyor. Orada bir gün beni misafir ediyorlar. Daha önce hiç tanımadığım bu insanlar sanki yıllardır tanışıyormuşuz gibi bana çok candan davranıyorlar. Ben kesim yerine nasıl gidebilirim diye onlara soruyorum. Çünkü Otmanlar'a ilk defa gelmişim. Gideceğim yere nasıl gideceğimi de bilmiyorum. Malum cep telefonu, konum bilgisi, navigasyon vs. de yok henüz.

Bir gün sonra kahvaltı sona erince yaşlıca biri "Bugün birlikte gideceğiz. Çok uzun bir yolumuz var. Hemen yola çıkmamız lazım" diyor. O amcanın benim gideceğim yere yakın bir yerde keçileri varmış. Ailesinden bazıları da keçilerin yanında bir çömekte kalıyorlarmış.

Ben özellikle de tecrübeli bir yol arkadaşımın oluşuna çok seviniyorum. Sohbet ede ede yolda ilerliyoruz. Yolun kaç saat sürdüğünü hatırlamıyorum ama çok uzun süre yürüdüğümüzü çok iyi hatırlıyorum.

Yol boyunca orman işçileri ve çobanlık yapan bir çok kişiyle karşılaşıyoruz. Karşılaştığımız herkes istisnasız bize bir ilgi, bir sevgi, bir hürmet gösteriyorlar ki anlatamam. Ben bu kadar ilgi ve hürmete bir anlam veremiyorum. "Yaşlı amca herhalde çok seviliyor, sayılıyor" diyeceğim ama bana ondan çok daha fazla teveccüh gösteriyorlar. Sonuçta bu kadar ilgiye de bünyemiz pek alışık değil.

Yolumuza devam ediyoruz. O yaşlı amca da çok iyi bir yol arkadaşı. Yaşlı ama yolda çok süratli gidiyor. Bir yandan da çok güzel sohbet ediyor. Ben bir şeyler anlatınca da beni o kadar güzel dinliyor ki ben acaip mutlu oluyorum. Daha yeni tanıştığım yaşlı bir amca tarafından dinlenilmeye değer bulunmaktan. Ayrıca bugün zaten çok mutluyum. Hayatım boyunca görmediğim ilgi ve saygıya, hiç beklemediğim anda, dağ başında kavuşmuşum.

Yolculuk sona ererken merakımı gideriyor tecrübeli yol arkadaşım. Bana soruyor:

"Bu insanlar bugün sana neden bu kadar ilgi duydular, biliyor musun?"

"Çok merak ediyorum. Ama cidden bilmiyorum. neden?" şeklinde karşılık veriyorum.

Ve Yol arkadaşım o merakımı gideren, bomba cevabı veriyor.

"Senin ceketin yem yeşil renkte olduğu için bu insanlar seni ormancı zannettiler. Burada ormancılara çok saygı duyulur." dedi.

Oysa ben o kadar ilgiyi biraz üzerime alınmıştım ama meğer maharet bende değil ceketteymiş. Hatta ceketin rengindeymiş. O ceketimin rengini hâlâ hatırlıyorum. Bugün olsa giymeyi pek tercih etmeyeceğim o yem yeşil, cidden ormancı elbisesini andıran o ceketi o günlerde çok beğenerek giyiyordum.

Hani derler ya köylü bir çocuk okumuş, kaymakam olmuş, köyüne gelmiş. Köylülere kaymakam olduğunu söyleyince, ona "Az daha okusaydın da ormancı olsaydın" demişler.

Ormancılık işte o kadar değerli bir meslek bazı köylülerimizin gözünde.

Buradan ormancılara, orman işçilerine ve ormanlarımızı seven ve koruyanlara selam ediyorum.

Bir selam da Otmanlar Köyünün güzel insanlarına...

Bu yazı 204 defa okunmuştur .

YORUMLAR

  • 0 Yorum
Henüz Yorum Eklenmemiştir.İlk yorum yapan siz olun..

Son Yazılar