Ülkemizde çok kahraman var...
Şükrü ULUTAŞ

Şükrü ULUTAŞ

Ülkemizde çok kahraman var...

12 Mayıs 2020 - 05:14

2011 yılı Ramazan ayında bile genelde namazları tek başıma kılmaktan çok mahzun olduğum tenha bir yerde az cemaatli bir camide imam hatip olarak görevliyim. Sadece teravih, cuma ve bayram namazlarında cemaat oluyor camide. Teravihlerde cemaat sayısı az, cumalarda orta oluyor. Ramazan bayramında cemaat normal düzeyde olmakla birlikte Kurban Bayram namazında cemaat cami dışına taşıyor. Çünkü çok yakınlarda kurban kesim yerleri var.

Rizeli bir dernek başkanımız var. Cemaat ondan her fırsatta camiye bir minare yapılmasına öncülük etmesini istiyor. Ben "Bu camiye minare yaptırmak acil bir ihtiyaç değil. Normalde cemaati bile olmayan bu camiye minare yaptırmak doğru değil" desem de cemaat çok büyük bir ısrarla dile getiriyorlar bu isteklerini. Cemaat dediysem sadece cuma günü toplanan cemaatten bahsediyorum. Dediğim gibi normalde namazları Ramazan ayında bile yalnız kılıyorum.

Bu kadar yoğun talep üzerine dernek başkanı cemaate diyor ki: "Ben sizi az çok tanıyorum. Siz böyle dersiniz, dersiniz ama iş başlayınca beni yalnız bırakırsınız. Bu camiyi yaparken ne çektiğimi bir Allah bilir bir de ben. Yardımcı olmayacaksanız, elinizi cebinize atmayacaksanız yine masrafların çoğu benden çıkacaksa bu işe hiç başlamayalım."

Cemaat diyor ki: "Öyle şey olur mu başkan. Biz ne güne duruyoruz. Hemen şimdi herkesten söz alalım. Kim ne kadar vereceğini taahhüt etsin. Her cuma da para toplarız. Biz seni hiç yalnız bırakır mıyız? "

Sonuçta dernek başkanına ustaları bulma, onlarla pazarlık yapma, minarenin boyu, şerefeleri, boyası vs. her konuda yetki veriyorlar dernek ve yemin billah ederek destek olacaklarına söz veriyorlar.

Hafta içi minare inşaatı başlıyor. Ama inşaatın başladığı ilk cuma çok tuhaf bir şey oluyor. Geçen cuma o kadar iştahla minare isteyen cemaat cuma namazı için başka camilere gidiyorlar. Cemaat adeta bıçak gibi kesiliyor. Dernek başkanı, bir kaç çocuk ve yoldan geçmekte olup camiye uğrayan normalde cuma cemaatinden olmayan bir kaç kişi ile kılıyoruz cuma namazını.

Bu durum minare inşaatı sona erinceye kadar devam ediyor. Bu da toplam beş altı cuma ediyor. Ustanın başka yerlerde de işi olduğu için süre biraz uzun sürüyor.

Minarenin tamamlandığı cuma cemaat geri dönüyor. Namaz kılındıktan sonra cemaat dernek başkanını aralarına alıyorlar. Biri minarenin boyuna laf ediyor diğeri boyuna. Biri sıvasını beğenmiyor, diğeri işçiliğini. Dernek başkanı zaten kalpten rahatsız. Dokunsanız ağlayacak şekilde çok üzülüyor. Ben de onun koluna girerek sözlerin ok gibi dernek başkanının kalbine saplandığı bu ortamdan uzaklaştırıyorum dernek başkanını.

"Çok kırıldım, o kadar çalışmanın karşılığı bu mu olmalıydı? Ben onlara kızacağıma onlar bana neler neler söylüyorlar. Bu minare inşaatı devam ederken neredeydiler? Para vermemek için başka camilere gittiler. Masrafların çoğunu yine ben ödedim. Bir de duyduğum şu laflara bak. Ben bu sözleri hak edecek ne yaptım Hocam? Sen söyle ben haksız mıyım?" diye içini döküyordu bana. Çok içerlemişti bu haksızlığa. Söylediklerinde de yerden göğe kadar haklıydı.

Bu olaydan sonra cami yaptırmaya karar verip, bunu başaran herkes benim için kahramandır. Üstelik bu cami metrekare olarak çok büyükse bir de külliye tarzında çok amaçlı bir eserse bu eserleri sabır, azim ve uyumlu bir şekilde başaran herkes çok büyük bir hürmeti ve takdiri hak etmektedir. Hiç bir yüke omuz vermeyen ama sadece akıl veren kişilere rağmen bir eser ortaya konuluyorsa ortada çok ciddi bir başarı var demektir.

Elbette camilerin yapılması için maddi ve manevi destek verenler de görünmez kahramanlardır. Onlar olmadan hiç bir eser ortaya çıkmaz. Bu sebeple gerek cami yaparak gerekse cemaat olarak camilerin imar edilmelerine katkıda bulunanlara ne mutlu?

Dernek başkanları da her zaman haklı olmazlar elbette. Çünkü onlar da neticede insandırlar. Cemaat de dernek başkanları da zaman zaman hatalı davranabilmektedirler. Ama bu durum, büyük bir eseri başarıyla ortaya koymayı başaran bu kişilerin kahraman oldukları gerçeğini değiştirmemektedir. Sadece onlara hatalı oldukları konularda rehberlik etmemiz hususunda bize fırsatlar sunmaktadır. Bu durumun çok kolay olmadığının farkındayım.

Bu sebeple dernek başkanı, dernek üyeleri ve cemaatle başarıyla iletişim kurmayı başaran hocalarımız gerçekten kahramanlardır.

Ülkemizde böylesi kahraman hocalarımız da çok.

Allah bize dinine hizmet hususunda çok iyi organize olabilmeyi nasip eylesin. Bizi de bir şekilde camilere hizmetin bir tarafında yer alan, Kur'an ve sünnete hadim olan kahramanlarından eylesin. Bizi camilerimizden uzun süre mahrum eylemesin.

KİRMAN

"KİRMAN"
Sıcaklar bastırınca keçilerin kılları kırkılır sonra da bu kılların ip haline gelmesi aşamasına geçilirdi.

Yaz aylarımızda bu kılları önce rengine göre ayırırdık. Bir çok renkte keçilerimiz olurdu. Keçilerin siyah renkli olanları ağırlıktaydı. Beyazlar ikinci sıradaydı. Bir kısmı gök, bir kısmı çal, bazıları ise kırmızı renkliydi. Nedendir bilinmez kırmızı renkli keçilere biz sarı derdik. Kahverengi kılları olan keçiler de vardı. Vücudu siyah olduğu halde sadece yüzü altın sarısı rengindeyse ona "yanal denirdi. (Yanal kelimesinin ortasındaki n harfi genizden okunurdu. Ersun Yanaldaki n ile karıştırmayalım)" Keçilerin sadece alnının ortası beyaz renkli ise "sakar", ayaklarının bir tanesinin uç kısmı beyaz ise "sekili" olarak isimlendirilirdi. Keçilerin bazıları ise çok renkli yani "ala" olurlardı.

Kırkılan kılları önce yumak haline getirir, sonra eğirir ve kıldan eğirdiğimiz ipleri büker ve böylece daha da sağlamlaştırmış olurduk..

Eğirme ve bükme işleminde kullandığımız eşyaya kirman denirdi. Evde koyunlarımız da olduğu için yünlerimiz de olurdu. Yün eğirme, bükme vs işlemlerinde ayrıca iğler ve çıkrık da kullanılırdı.

Babamın kirman kullandığını hiç hatırlamasam da erkek kardeşlerim kirman kullanırlardı. Benim için de kirman ile iş yapmak oyun gibiydi ve çok zevkliydi.

Şu anda ülkemizde bir yerlerde hâlâ bu kültürü yaşatanlar mutlaka vardır. Bu arada Köyceğiz'de abimin ve kardeşimin sayıları az da olsa keçi ve koyunları var.

Benim için tatlı bir çocukluk hatırası olan bu anlattıklarım onlar için hayatın bir gerçeği.

Hayatını alnının teri ile kazanan herkese selam olsun...

Bu yazı 73 defa okunmuştur .

YORUMLAR

  • 0 Yorum
Henüz Yorum Eklenmemiştir.İlk yorum yapan siz olun..

Son Yazılar